Kişisel verinin bu kadar kolay hedefe dönüştüğü bir dönemde “panel” işi hafife alınacak bir konu değil. Bursa’daki operasyon, tam da bu yüzden önemli: Bu suç düzeninin kaynağına dokunuyor.
Bursa Emniyet Müdürlüğü KOM Şube’nin yürüttüğü çalışmalar kapsamında, Osmangazi’de bir otelde konakladıkları tespit edilen Ç.Ş.T., E.C.D. ve A.E.Ö. isimli üç şüpheli, 30.01.2026 günü Özel Harekât destekli operasyonla yakalanarak gözaltına alındı. Duyuruda; şüphelilerin cep telefonlarında yapılan incelemelerde, çeşitli iletişim uygulamalarındaki gruplar üzerinden “panel” olarak tabir edilen illegal sorgulama sistemleri aracılığıyla hedef alınan şahıslara ait kişisel bilgilere ulaştıkları ve bu bilgileri paylaştıkları, ayrıca Gaziantep ve Ankara illerinde bulunan bazı şahıslara yönelik eylem ve soygun hazırlığı içerisinde olduklarının tespit edildiği belirtildi. Konuya ilişkin tahkikatın sürdüğü, gözaltındaki şüphelilerin 01.02.2026 günü Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına mevcutlu olarak sevk edileceği ifade edildi.
Şimdi gelelim işin özüne: “Panel” denilen mesele, basit bir internet merakı ya da “bilişim işi” değil. Bu iş, insanı hedefe koymak demek. Adresine, ailene, telefonuna, düzenine ulaşmak demek. Sonrası çoğu zaman bildiğimiz senaryolar: “banka” diye arayanlar, “kargo” diye kandıranlar, “polis-savcı” diye korkutanlar… Daha kötüsü de var: Duyuruda geçen “soygun hazırlığı” kısmı boşuna değil. Veriyle başlayan iş, bazen kapıya kadar gelir.
Bu yüzden bu operasyonun kıymeti, “üç kişi alındı” cümlesinin ötesinde. Asıl kıymet, suçun kaynağına—yani bilgiye uzanan ele—dokunulması. Böyle dosyalar tesadüfen çözülmüyor: takip var, teknik analiz var, saha çalışması var, doğru zamanlama var. Risk büyüyorsa operasyonun yükü de büyüyor. Elbette hukuk var; yargı süreci tamamlanmadan kimseyi peşinen “suçlu” ilan edemeyiz. Ama suçla mücadelede doğru refleksi görmek ve emeği takdir etmek de toplumun görevi.
Bir de şunu atlamayalım: Bu tip işlerde mağdur çoğu zaman utanıp şikâyetçi olmuyor. “Ben nasıl kandım” deyip içine atıyor. Oysa ekran görüntüsü, arama kaydı, gönderilen link, hesap numarası… Bunların hepsi izdir, delildir. Şikâyet ve ihbar arttıkça, bu ağların takibi de kolaylaşıyor.
Bize düşen tarafı da net: Kimlik fotoğrafını sağa sola göndermeyelim, her yere aynı şifreyi koymayalım, mümkünse iki adımlı doğrulamayı açalım. Telefonda “şifre söyle” diyen kim olursa olsun kanmayalım; şüpheli aramayı kapatıp resmî numaradan geri arayalım. Unutmayın: Gerçek banka, gerçek polis ya da savcılık sizden telefonda şifre, tek kullanımlık kod veya para transferi istemez.
Şunu unutmayalım suçla mücadele iki taraflı olmalı, Devlet takip etmeli, vatandaş tedbir almalı.

















