CEMAATLER, GENÇLİK VE BEŞİNCİ KOL TEHLİKESİ

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir milletin geleceğini yalnızca düşmanın silahı değil, kendi gençliğinin iradesini teslim etmesi de tehlikeye atabilir. Türk gençliği ibadet ederken de düşünebilmeli, inanırken de sorgulayabilmeli, milletinin geleceği söz konusu olduğunda da sorumluluk almaktan kaçmamalıdır.

Türk milleti, tarih boyunca mücadele azmiyle, teşkilatlanma kabiliyetiyle ve devlet kurma iradesiyle öne çıkmış bir millettir. Türk tarihinin büyük yürüyüşünde yalnızca savaş meydanlarındaki başarılar değil, devlet aklı, adalet anlayışı ve toplumsal sorumluluk da belirleyici olmuştur.

Bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Geleceğin Türkiye’sini kuracak gençlerimizi hangi düşünce dünyasında yetiştiriyoruz?

Dünyayı tanıyan, bilim üreten, teknoloji geliştiren, ülkesinin meselelerine kafa yoran, gerektiğinde vatanını savunmaktan çekinmeyen bir gençlik mi yetiştiriyoruz? Yoksa hayatı yalnızca kendi dar çevresinden ibaret gören, sorgulamayı gereksiz sayan, toplumsal meseleleri başkalarına bırakan ve kendisine gösterilen sınırların dışına çıkmaktan çekinen bir nesle mi dönüşüyoruz?

Bu soruyu sormak kimilerini rahatsız edebilir. Rahatsız olsunlar! Çünkü bazı soruların sorulmadığı toplumlarda yanlışlar büyür, eleştiri susturulur ve gençlerin geleceği başkalarının kararlarına bırakılır.

Mesele din değil, iradeyi kime teslim ettiğimizdir!

Türkiye’de cemaat meselesi konuşulduğunda çoğu zaman iki yanlış tavırla karşılaşıyoruz. Bir kesim, kendi mensubu olduğu yapıyı sorgulanamaz kabul ediyor. Diğer kesim ise bütün dinî toplulukları aynı kefeye koyuyor.

Benim meselem ne inançla ne de ibadet eden insanlarla.

Benim meselem, gençlerin zihninde koşulsuz itaati bir erdem gibi sunan, soru sormayı saygısızlık sayan, dünya meselelerinden uzak durmayı üstünlük olarak gösteren ve toplumsal sorumluluğu daraltan anlayışlarladır.

Bir gence sürekli susmayı, beklemeyi, sorgulamamayı ve kendi kararlarını başkasının iradesine bırakmayı öğretiyorsanız, o genci yalnızca belirli bir düşünceye bağlamış olmazsınız. Onun bağımsız hareket etme kabiliyetini de zayıflatabilirsiniz.

Gençlerimize şunu sormalıyız: İçinde bulunduğunuz topluluk sizi daha bilgili mi yapıyor, yoksa bilginizi yalnızca kendi çevrenizin söyledikleriyle mi sınırlıyor? Sizi daha cesur mu yapıyor, yoksa bir gün yanlış olduğunu düşündüğünüz bir şeye itiraz etmekten korkar hâle mi getiriyor?

Bir dinî önderin, cemaatin veya herhangi bir topluluğun liderinin sözü neden sorgulanamaz olsun?

Hangi insan yanılmazdır? Hangi yapı denetlenmekten muaf tutulabilir? Hangi makam, hangi unvan, hangi manevi iddia hukukun ve aklın üzerinde olabilir?

Türk gencinin aklını bir başkasına kiraya vermesini istemiyorum. İnansın, ibadet etsin, ahlaklı yaşasın; ama kendi aklını, iradesini ve milletine karşı sorumluluğunu da korusun.

Çünkü sorgulamayan insanı yalnızca bir cemaat değil; bir siyasi yapı, bir çıkar grubu, bir propaganda ağı veya yabancı bir istihbarat servisi de kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışabilir.

2 Ocak 2024: Görmezden gelemeyeceğimiz gerçek

2 Ocak 2024 tarihinde Türkiye, yabancı istihbarat faaliyetlerinin ne kadar ciddi bir güvenlik meselesi olabileceğini bir kez daha gördü.

İstanbul merkezli sekiz ilde düzenlenen operasyonda, İsrail dış istihbarat servisi Mossad adına uluslararası casusluk faaliyetlerinde bulundukları iddia edilen şüpheliler hedef alındı. Anadolu Ajansı ve TRT Haber’in aktardığı soruşturma bilgilerine göre, şüphelilerin Türkiye’de yaşayan Filistinliler ve İsrail yönetimine karşı olan İsrailli aktivistlere yönelik keşif, takip ve başka faaliyetlerle bağlantılı oldukları değerlendiriliyordu. Haberlere göre şüphelilerden bazıları sosyal medya üzerinden kurulan bağlantılar aracılığıyla irtibatlandırılmıştı.

Kaynaklar: Anadolu Ajansı, 2 Ocak 2024 ve TRT Haber, 2 Ocak 2024.

Şimdi iyi düşünelim.

Yabancı istihbarat servisleri, hedef ülkelerde bilgi toplamak ve operasyonel amaçlarına ulaşmak için insan ilişkilerinden, güven bağlarından ve yerel bağlantılardan yararlanmaya çalışabiliyor. Bu, Türkiye’nin güvenliği bakımından ciddiye alınması gereken bir gerçektir.

Bu operasyon, belirli bir cemaatin yabancı istihbarat tarafından yönetildiğinin kanıtı değildir. Ancak bize önemli bir uyarı yapmaktadır: İnsanların güvenini kazanmak, onları bir çevreye bağlamak ve bu bağlantılardan yararlanmak, kötü niyetli aktörlerin kullanabileceği yöntemler arasındadır.

Öyleyse neden gençlerimize yalnızca kime güveneceklerini değil, güvenlerini kime ve hangi şartlarda teslim ettiklerini de öğretmiyoruz?

Neden bir yapının finansmanını, ilişkilerini, amaçlarını ve faaliyetlerini sorgulamanın önemini yeterince konuşmuyoruz?

Neden eleştirel düşünceyi, bilgi doğrulamayı ve dijital dünyadaki manipülasyonları tanımayı millî güvenliğin bir parçası olarak görmüyoruz?

Bir gencin iyi niyetli olması, onu kötü niyetli insanların kullanamayacağı anlamına gelmez. İyi niyetin yanında bilgi, muhakeme ve bağımsız irade de gerekir.

Beşinci kol faaliyetleri: Herkese şüpheyle değil, herkesi sorgulayabilecek akılla yaklaşmak

Beşinci kol faaliyeti, bir ülkenin içinde yürütülen ve o ülkenin siyasi, toplumsal veya güvenlik yapısını dışarıdaki bir gücün çıkarları doğrultusunda etkilemeyi amaçlayan faaliyetleri ifade etmek için kullanılan bir kavramdır.

Bu tür faaliyetler propaganda, dezenformasyon, örtülü ilişkiler ve yerel bağlantıların istismarı gibi yöntemlerle yürütülebilir. Her yabancı bağlantı, her sivil toplum kuruluşu veya her dinî topluluk böyle bir faaliyetin parçası değildir. Bir yapıyı bu şekilde suçlamak için somut deliller gerekir.

Fakat bu ayrım, tehlikeyi görmezden gelmemizi gerektirmez.

Gençlerimiz bir kuruma bağlanırken şu soruları sormalıdır: Bu yapının amacı nedir? Kaynakları nereden geliyor? Benden neden koşulsuz itaat bekleniyor? Bana anlatılan bilgiler başka güvenilir kaynaklardan doğrulanabiliyor mu? Kendi ailemle, mesleğimle ve toplumla bağlarımı neden zayıflatmam isteniyor? Yanlış bulduğum bir davranışı eleştirdiğimde bana ne oluyor?

Bu soruların sorulması suç değildir. Bilinçli bir yurttaş olmanın gereğidir.

Millî güvenlik, herkesi düşman ilan etmekle sağlanmaz. Millî güvenlik; güçlü kurumlar, şeffaflık, liyakat, etkili istihbarat, hukuk ve toplumun bilinçli olmasıyla güçlenir.

Bir gencin zihnini korumanın en iyi yolu ona ne düşüneceğini ezberletmek değil, nasıl düşüneceğini öğretmektir.

Türk gençliği yalnızca kendi kurtuluşunu düşünemez!

Beni asıl endişelendiren meselelerden biri, gençliğin toplumsal sorumluluğunun dar bir alana sıkıştırılmasıdır.

Gençliğe yalnızca kendi dünyasına kapanması, kendi bireysel huzuruyla yetinmesi ve toplumun meselelerini başkalarına bırakması öğütleniyorsa burada ciddi bir zihniyet tartışması yapılmalıdır.

Türk milliyetçiliği, milletinin geleceğini başkalarının insafına bırakan bir anlayış değildir.

Türk milliyetçiliği; çalışmayı, üretmeyi, öğrenmeyi, mücadele etmeyi, sorumluluk üstlenmeyi ve gerektiğinde fedakârlık yapmayı gerektirir.

Bir Türk genci bilim insanı olduğunda ülkesinin bilgi birikimini büyütmeli; mühendis olduğunda teknoloji geliştirmeli; hukukçu olduğunda hakkı savunmalı; girişimci olduğunda üretim ve istihdam oluşturmalıdır. Diplomat olduğunda Türkiye’nin haklarını savunmalı, asker olduğunda vatanını korumalı, öğretmen olduğunda sorgulayan nesiller yetiştirmelidir.

Bunların hiçbiri maneviyata aykırı değildir. Aksine, sorumluluk duygusuyla birleşen bir inanç insanı daha çalışkan, daha adil ve daha güvenilir kılabilir.

Ancak bir genç, milletinin geleceğiyle ilgilenmeyi gereksiz görüyor; ülkesinin sorunlarını düşünmekten uzaklaşıyor; bilim, ekonomi, siyaset ve dünya meseleleri hakkında bilgi edinmeyi önemsemiyorsa, bu durumun nedenlerini araştırmak zorundayız.

Biz gençlerimize yalnızca nasıl yaşayacaklarını değil, ne için yaşayacaklarını ve hangi sorumlulukları üstleneceklerini de anlatmalıyız.

Türk milleti mücadeleden korkmayan bir gençlik yetiştirmelidir

Tarihimizdeki askerî başarılar, devlet kurma tecrübeleri ve mücadele geleneği, gençlerimize özgüven kazandırabilecek önemli bir mirastır.

Ancak bu mirası bugüne taşımak, sürekli savaş aramak veya başka milletlere hükmetmeyi hedeflemek demek değildir.

Bizim ihtiyacımız, gerektiğinde vatanını savunmaktan çekinmeyen; haksızlık karşısında susmayan; uluslararası hukuk çerçevesinde mazlumların hakkını savunabilen; bilimde, ekonomide ve diplomaside güçlü bir Türkiye’yi inşa edebilen bir gençliktir.

Dünyanın öbür ucunda bir insan zulme uğradığında, o insanın kimliğine bakmaksızın insan onurunu savunabilmek bir erdemdir. Bir ülkede savaş mağdurları varsa insani yardım ulaştırabilmek, uluslararası hukuk ihlal ediliyorsa bunu delilleriyle ortaya koyabilmek, diplomatik ve hukuki mücadele verebilmek de güçtür.

Adalet iddiası, yalnızca sözle değil, kapasiteyle ayakta kalır. Güçlü ekonomi, nitelikli eğitim, teknoloji, diplomasi ve sağlam kurumlar olmadan uluslararası ölçekte etkili olmak zordur.

Bu nedenle gençlerimize dünyadan el çekmeyi değil, dünyayı anlayacak donanıma sahip olmayı öğretmeliyiz.

Savaştan korkmamak, savaşı istemek değildir. Barışı koruyacak güce sahip olmak ve gerektiğinde ülkesini savunabilmektir.

Son söz: Kimse Türk gençliğinin iradesini teslim almayı normalleştirmesin!

Buradan bütün dinî topluluklara, sivil toplum kuruluşlarına, eğitim kurumlarına ve gençlerle çalışan yapılara açık bir çağrıda bulunuyorum:

Gençleri yetiştirin; ama onları sorgulamaktan korkan insanlara dönüştürmeyin.

Onlara değerler öğretin; ama akıllarını kullanmalarını engellemeyin.

Onlara aidiyet kazandırın; ama ailelerinden, mesleklerinden, toplumlarından ve milletlerine karşı sorumluluklarından koparmayın.

Onlara manevi bir dünya sunun; ama bilimi, üretimi, tarihi, ekonomiyi ve dünyada yaşananları öğrenmelerinin önüne set çekmeyin.

Hiçbir lider, hiçbir cemaat, hiçbir kurum ve hiçbir ideolojik çevre kendisini eleştiriden muaf görmemelidir. Bir yapının samimiyeti, yalnızca ne söylediğiyle değil, yetiştirdiği insanların nasıl bireyler olduğuyla da ölçülmelidir.

Türk gençliği ne başkasının düşmanlığına ne de başkasının kör bağlılığına mahkûmdur. Kendi aklıyla düşünebilir, kendi kararlarını verebilir, inancını yaşayabilir ve milletinin geleceği için sorumluluk üstlenebilir.

Bugün sorulması gereken soru şudur: Gençlerimize kendi hayatlarının öznesi olmayı mı öğretiyoruz, yoksa başkalarının iradesine tabi olmayı mı?

Bu soruyu sormaktan korkmayalım. Çünkü bir milletin geleceği hakkında konuşurken en büyük tehlike, rahatsız edici soruların kendisi değil, o soruların sorulamadığı bir ortamın oluşmasıdır.

Türk milliyetçiliği, gençliğin aklını, iradesini ve sorumluluk duygusunu korumayı da görev bilmelidir.

Türk gençliği inansın, düşünsün, sorgulasın, üretsin ve mücadele etsin. Vatanını savunacak cesareti, dünyayı anlayacak bilgisi, haksızlığa itiraz edecek iradesi olsun.

Çünkü mesele yalnızca bugünün gençliği değildir.

Mesele, yarının Türkiye’sini kimin düşüneceği, kimin yöneteceği ve hangi değerlerle ayakta tutacağıdır.

Bedenimin özgürlüğünü Türk’lügüme ruhumun özgürlüğünü islama borçluyum.

Kadir EROGLU

CEMAATLER, GENÇLİK VE BEŞİNCİ KOL TEHLİKESİ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter
Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

Giriş Yap

Bursa'da Yenigün ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!