
Ben Neden BUSKİ Görükle’ye Odaklanıyorum?
Son dönemde BUSKİ Görükle Şubesi ile ilgili yaptığım haberler nedeniyle bana en çok sorulan soru şu oldu: “Neden özellikle BUSKİ , Görükle Şubesi üzerinde duruyorsun?”
Bu soruyu, Görükle’de doğup büyüdüğümü, burada ailemin, dostlarımın, çocukluğumun olduğunu bilmeyen birisi soruyorsa bunu anlayabilirim. Ama bunu bildiği halde soranların önemli bir kısmının aslında başka bir derdi olduğunu düşünüyorum. Çünkü mesele, benim neden Görükle’ye baktığım değil; Görükle’de yıllardır kimlerin ne yaptığıdır.
İnsan doğup büyüdüğü yere karşı daha hassas olur. Ben de öyleyim. Kendi mahallemde vatandaşın, esnafın, müteahhidin birileri tarafından baskı altına alındığını, bazı insanların kendilerini dokunulmaz gördüğünü, bazı isimlerin ise yıllardır kurdukları ilişkiler ağı sayesinde sorgulanamaz hale geldiğini görüp susamazdım.
Görükle’de Kurulan Dokunulmazlık Düzeni
Yıllardır çevremde olan bazı isimlerin adı ve kurulan ilişkiler ağı, belirli kişilere adeta bir dokunulmazlık kalkanı sağlamak için kullanıldı. Özellikle İhsan Demirtaş’ın, yıllardır çevremde bulunan bazı isimlerle kurduğu yakın ilişkiler nedeniyle kendisi için sorgulanamaz bir alan oluşturduğu yönünde ciddi bir kanaat oluşmuştu. Hüseyin Bilbey’in adı, kuzenim Mehmet Saldız’ın unvanı adını kullanarak çevresini kullanarak , dostluklar ve akrabalıklar üzerinden bazı kişilere “Bize kimse bir şey yapamaz” özgüveni verildiği konuşuluyordu.
Benim itirazım tam da buna. Hiç kimse, hangi aileye, hangi çevreye, hangi siyasi ya da kişisel ilişkiye sahip olursa olsun kamu adına denetlenemez bir konuma gelemez. Bu nedenle benim mahallemde yaşananlara sessiz kalmam beklenemezdi.
“Bu Bilgileri Kim Veriyor?” Telaşı
Üstelik ben bunları yazmaya başladığımda kimse çıkıp “Bu iddialar doğru mu?” diye sormadı. Tam tersine, herkes “Bu bilgileri sana kim veriyor?” sorusunun peşine düştü. İşte asıl sorun da burada. Türkiye’de ne yazık ki çoğu zaman yolsuzluk iddiasını araştırmak yerine, o yolsuzluğu anlatanı susturmaya çalışıyorlar.
Nilüfer’deki İddiaların BUSKİ Ayağı
Benim kanaatim nettir: Nilüfer Belediyesi’nde yıllardır konuşulan usulsüzlük ve çıkar ilişkilerinin BUSKİ içindeki en önemli ayağı, Görükle Şube Müdürlüğü’dür. Çünkü Görükle Şubesi zamanla yalnızca bir hizmet birimi olmaktan çıktı. Müteahhitler üzerinde baskı kuran, bazı çevrelere ayrıcalık sağlayan, bazı isimlere kapıları sonuna kadar açan bir yapıya dönüştü.
Fatih Keskinoğlu Neden Tartışılıyor?
Bugün Görükle’de konuşulan iddialar tesadüf değildir. Bazı isimlerin özellikle görevde tutulduğu, bazı müdürlerin bu düzen devam etsin diye getirildiği, projelerdeki usulsüzlüklerin aynı anlayışla sürdürüldüğü yönünde ciddi bir kanaat vardır. Fatih Keskinoğlu’nun müdür olarak göreve getirilmesiyle ilgili tartışmalar da bu yüzden önemlidir. Çünkü birçok kişi, bu görevlendirmenin mevcut yapıyı korumak için yapıldığını düşünüyor. Eğer bu doğru değilse, bunun yolu çok basit: Şeffaf ve bağımsız bir soruşturma. 🔍
Ramis Bozbey ve Ayrıcalıklı İşlem İddiaları
Bir başka dikkat çekici konu ise bazı ailelere ve yakın çevrelere sağlandığı iddia edilen kolaylıklardır. Özellikle Ramis Bozbey ve yakın çevresiyle ilgili abonelik işlemlerinde olağan dışı hız, düşük bedel ve ayrıcalık sağlandığı yönündeki iddialar ciddiyetle araştırılmalıdır. Çünkü vatandaş aylarca uğraşırken, bazı insanların bir telefonla işini hallediyor görüntüsü vermesi, kamu vicdanını bozar.
Küçük Görünen Büyük Sorunlar
Ama mesele sadece üst düzey yöneticiler de değil. Çünkü bozulma en alt kademeye kadar yayılmış durumda. Yakın zamanda ortaya çıkan, bazı şoförlerin belirli bir akaryakıt istasyonundan komisyon aldıkları için sürekli aynı yerden yakıt aldıkları iddiası buna küçük ama çarpıcı bir örnek. Bu belki büyük ihaleler kadar dikkat çekmeyebilir. Fakat bir kurumda en alt seviyedeki çalışan bile menfaat ilişkisini normal görmeye başlamışsa, orada sorun birkaç kişi değil, bütün sistemdir.
Asfalt İhalelerinde Yıllardır Konuşulan İddialar
Asıl büyük soru ise asfalt ihalelerinde karşımıza çıkıyor. BUSKİ içinde yıllardır konuşulan, ama üzerine yeterince gidilmeyen asfalt ihalesi iddiaları artık görmezden gelinemez.
İhsan Demirtaş’ın, Erdem Atik ve dönemin asfalt biriminde görev yapan bazı isimler hakkında dile getirdiği iddialar özellikle önemlidir. Çünkü iddialara göre, bazı ödemeler kantarda görevli personel bulunmadan, fiili ölçüm yapılmadan, yalnızca müteahhit beyanına göre gerçekleştirildi. Eğer bu doğruysa, bu yalnızca usulsüzlük değil, doğrudan kamu zararına yol açan bir düzendir.
Erdem Atik ve İhsan Demirtaş: Dost mu, Düşman mı; Yoksa Aynı Ormanda Avlanan İki Avcı mı?
Son günlerde kamuoyunda konuşulan bir başka konu da, İhsan Demirtaş’ın çeşitli ortamlarda yeni başkan Şahin Biba ile çok yakın olduğunu, yeniden görev alacağını söylediği yönündeki iddialardır. Aynı şekilde, geçmişte hakkında ağır ithamlarda bulunduğu Erdem Atik’in de yeniden genel müdür yardımcılığı görevi için adı geçtiği konuşulmaktadır. Hatta Erdem Atik’in “Geri geliyorum, herkesten hesap soracağım” dediği de dillendiriliyor.
İşte tam bu noktada insanın aklına şu soru geliyor: Erdem Atik ve İhsan Demirtaş gerçekten birbirlerinin düşmanı mı? Yoksa yıllardır kamuoyu önünde birbirlerini suçlayan, perde arkasında ise aynı düzenin parçası olan iki isim mi?
Çünkü ortada garip bir tablo var. Bir dönem biri diğerine “hırsız” diyor, diğeri ötekini usulsüzlükle suçluyor. Ama ne hikmetse, bugün ikisinin de yeniden görev alacağı konuşuluyor. Birbirleri hakkında bu kadar ağır ithamlar ortaya atan iki ismin, aynı kurum içerisinde yeniden yan yana gelebileceği ihtimali bile başlı başına düşündürücüdür.
Kamuoyunda dile getirilen yorumlardan biri de şudur: İhsan Demirtaş’ın, Erdem Atik’in başkanlığı döneminde ve Erdem Atik’e bağlı olarak çalışan Görükle Şubesi’nde bu kadar rahat hareket edebilmesinin tesadüf olmadığı düşünülmektedir. Çünkü uzun yıllar aynı yapı içerisinde görev yapan bu iki ismin, birbirlerinin dönemlerine ve uygulamalarına ilişkin pek çok detayı bildiği yönünde yaygın bir kanaat vardır.
Bu nedenle bazı kişiler, kamuoyu önünde birbirleri hakkında ağır sözler söyleseler, hatta birbirlerine “hırsız” deseler bile, perde arkasında aralarındaki ilişkinin tamamen kopmadığını düşünmektedir. Çünkü birbirlerinin açıklarını bilen iki ismin, gerçek bir hesaplaşmadan çok kontrollü bir gerilim içinde hareket ettiği yönünde ciddi bir şüphe bulunmaktadır.
Belki de mesele gerçekten dostluk ya da düşmanlık değildir. Belki de bunlar aynı ormanda avlanan iki avcıdır. Biri gider, diğeri gelir; biri diğerini suçlar, sonra aynı sistem başka bir isimle devam eder. Kamuoyu da bu kavganın gerçek olduğunu sanır. Oysa perde arkasında değişen çok az şey vardır. 🎭
Ben açık söyleyeyim: Bu tür sözlere ve gösterişli çıkışlara fazla itibar etmiyorum. Çünkü aynı Erdem Atik’in geçmişte beni de mahkemeye vereceğini söylediği konuşuluyordu. Ancak aradan geçen zamana rağmen bu konuda kendisinden somut bir adım göremedik.
Ama burada asıl mesele Erdem Atik’in ne dediği ya da İhsan Demirtaş’ın kiminle yakın olduğundan çok daha büyüktür. Asıl mesele, haklarında bu kadar iddia bulunan iki ismin hâlâ bu kadar rahat konuşabilmesi, hâlâ kendilerini yeniden görev alacak kadar güçlü görmesidir. Bunun nedeni de bugüne kadar dönemlerinin ciddi biçimde araştırılmamış olmasıdır.
Açık konuşmak gerekirse, sorun yalnızca bu isimlerde değil; onları araştırmayanlarda, dönemlerini sorgulamayanlarda ve hâlâ onlara bu özgüveni verenlerdedir. Çünkü bir kamu görevlisi hakkında yıllardır aynı iddialar konuşuluyor, buna rağmen hiçbir ciddi inceleme yapılmıyorsa, o kişi de doğal olarak “Bana bir şey olmaz” diye düşünür.
Bu nedenle bir tarafın diğerine yönelik suçlamaları kulaktan dolma sözler gibi geçiştirilmemelidir. Tam tersine, birbirini suçlayan iki ismin söyledikleri dosya dosya incelenmelidir. Mal varlıkları, ihale süreçleri, hakedişler, ödeme kayıtları, görev dönemlerindeki ilişkiler ağı… Hepsi ortaya konulmalıdır. 📌
Bu Kadar Rahatlığın Arkasında Kim Var?
Daha da önemlisi, bunca şaibeye ve kamuoyundaki tartışmaya rağmen bazı isimlerin hâlâ bu kadar rahat ve özgüvenli davranabilmesi, “Arkalarında kim var?” sorusunu gündeme getirmektedir. Çünkü kamu kurumlarında hesap vermesi gereken kişilerin, hiçbir şey olmamış gibi yeniden görev bekliyor görüntüsü vermesi, yalnızca iddiaların değil, bu kişileri koruyan yapıların da araştırılması gerektiğini göstermektedir.
Geçmişten Bugüne Tüm Dosyalar Açılmalı
Bu nedenle yalnızca bugünün değil, geçmiş dönemde yapılan asfalt ihalelerinin de tek tek incelenmesi gerekir. Hakedişler, kantar kayıtları, saha raporları, ödeme belgeleri… Hepsi yeniden açılmalı, karşılaştırılmalı ve bağımsız müfettişler tarafından incelenmelidir. Çünkü burada mesele bir kişinin ya da bir dönemin meselesi değildir. Burada yıllardır süren bir düzen olup olmadığı araştırılmalıdır.
Görükle Şubesi Kapatılmalı
Benim vardığım sonuç şudur: BUSKİ Görükle Şubesi mevcut haliyle sürdürülemez. Hatta bana göre artık yalnızca yeniden yapılandırılması ya da merkeze bağlanması da yeterli değildir. Çünkü bugün ortaya çıkan tablo, bu yapının baştan sona çürüdüğünü göstermektedir.
Bu nedenle BUSKİ Görükle Şubesi kapatılmalı, müdürlük yapısı tamamen kaldırılmalı ve tüm yetki doğrudan merkeze devredilmelidir. Çünkü Görükle’de konuşulanlar birkaç münferit olaydan ibaret değildir. Müteahhitler üzerinde kurulduğu iddia edilen baskı, bazı isimlere sağlandığı ileri sürülen ayrıcalıklı işlemler ve en alt kademeye kadar yayıldığı konuşulan menfaat ilişkileri, bu şubenin artık kurumsal bir hizmet birimi olmaktan çıktığını göstermektedir.
Bir kurumun en üstünden en altına kadar aynı iddialarla anılması tesadüf değildir. Bu nedenle burada ihtiyaç duyulan şey küçük bir görev değişikliği değil; kapsamlı bir “temiz eller” operasyonudur.
Bu Mesele Kişisel Değil
Bu mesele kişisel değildir. Bu mesele, doğup büyüdüğüm yerde kamu gücünün kimlerin elinde, nasıl kullanıldığı meselesidir. Benim derdim insanlarla değil; ayrıcalıkla, dokunulmazlıkla ve hesap vermeyen düzenle.
Ve bu yüzden yazmaya devam edeceğim.

Sistem baştan bozuk başkan İyi varsın patron