
Cumhuriyet Halk Partisi deyince akla hangi anlayış gelmeli?
Rahmetli Bülent Ecevit’in, görev süresi boyunca hiçbir akrabasına ayrıcalık tanımadan, “dürüst siyaset” ilkesine bağlı kalan çizgisi mi?
Yoksa belediyenin imkânlarını kendi yakın çevresine yönlendirdiği öne sürülen Mustafa Bozbey zihniyeti mi?
Soru aslında bu kadar yalın.
Bugün CHP Bursa örgütün de siyaset yapan herkes, bir sonraki seçimde halkın karşısına çıkacak yüzünü korumak istiyorsa, bu sorunun cevabını vicdanıyla vermek zorundadır.
ATATÜRKÇÜLÜK ROZET DEĞİL, YAŞAM
BİÇİMİDİR
Bizim için Cumhuriyet Halk Partisi bir miras değil, bir vasiyettir.
Atatürk’ün ilkelerini sadece dilde değil, eylemde de yaşatmanın sorumluluğudur bu.
Atatürkçülük bizde bir rozet değil, bir yaşam biçimidir.
Şimdi yeğenine tüm belediye düzenini gayriresmî biçimde teslim eden Mustafa Bozbey, CHP’li oluyor da; bu yanlışa ses çıkaran bizler “CHP’li değil” mi sayılıyoruz?
Kim, Furkan Bozbey’in her belediye meselesinde bu kadar etkin olması noktasında ki iddiaları içine sindirebiliyor?
CHP örgütü nasıl oluyor da bu iddialara sessiz kalabiliyor?
Hangi çıkar ilişkileri bu iddialar için sessizliğin ardına saklanıyor?
Atatürk’e hakaret eden bir kişi hâlâ görevde.
Ama aynı kişiler, Atatürk portreli bayraklarla göz boyamaktan geri durmuyor.
CHP Bursa da bugün, bir avuç çıkarcının elinde; Atatürk’ün değil, kendi menfaat çevrelerinin partisine dönüştürülüyor.
Ve bütün bunlara sessiz kalanlar “CHP’li”,
eleştirenler ise “partiye zarar veren” ilan ediliyor.
GÜÇ ZEHİRLENMESİ VE KAMU
KAYNAKLARININ GÖLGESİ
”2017 2018 NİLÜFER KIRSAL MAHALLERİNDE YOLLAR YOKKEN BOZBEY’LER BAĞ EVİ İNŞAATINA BELEDİYENİN HİZMETLERİ YAĞDIRILMIŞ ”
Nilüfer Belediyesi dönemine ilişkin bazı iddialar, bugün yeniden gündeme gelmeyi hak ediyor.
Kamuoyunda sıkça dile getirilen bu iddialara göre, dönemin Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, belediyenin imkânlarını yakın çevresi için kullandığı yönünde eleştirilerin hedefi olmuştu.


İddialara göre, Bozbey’in Maksempınar da ailesine ait bir mülkün (Fotoğraflarda görülen) inşaat, peyzaj ve düzenleme süreçlerinde belediyenin tüm kaynakları — araçlardan personele, malzemeden taşımaya kadar — seferber edilmişti.
Yaklaşık 140 kamyon dolusu malzemenin belediye araçlarıyla taşındığı, fotoğraflarda belediyeye ait kamyonların bölgede çalıştığının görüldüğü, bu süreçte belediye personelinin aktif biçimde görevlendirildiği ileri sürülüyor.

Bir diğer tartışma da söz konusu taşınmaza verilen numarataj ile ilgili.
İddialara göre bu işlem gerçeğe aykırı biçimde yapılmış, üstelik o dönemde numarataj servisinden doğrudan Başkan’ın bir yeğeninin sorumlu olduğu öne sürülüyor.
Tüm bu söylentiler, bir kentin kaynaklarının kim için kullanıldığını ve belediye içindeki yetki zincirinin nasıl işletildiğini sorgulama ihtiyacını yeniden gündeme taşıyor.


Belediyecilikte en önemli ölçü, “kimin parasının, kim için, neye harcandığıdır.”
Bu soruya şeffaf ve inandırıcı yanıtlar verilmedikçe, halkın güveni zedelenir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin, adalet ve kamu yararı ilkeleri gereği bu iddiaları görmezden gelmemesi, kendi iç denetim mekanizmalarını işletmesi gerekir.
Çünkü susmak, bazen suç ortaklığına dönüşür.
PARTİ MİRASI VE HESAP VEREBİLİRLİK
Sayın Bozbey’in AKP’ye geçmek istediği, ancak kabul edilmediği iddiaları da uzun süredir kulislerde dolaşıyor.
AKP’ye geçmek isteyen siz “CHP’li” kalıyorsunuz;
bu tabloyu eleştiren bizler ise dışlanıyoruz.
Bu nasıl bir çelişki, nasıl bir samimiyetsizliktir?
Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir zaman şahıs partisi olmadı, olmayacak da.
Elbet içindeki çıkarcıları, koltuk sevdalılarını, hırsızları ayıklayacaktır.
Elbet yeniden Atatürk’ün, altı okun, halkın partisi olacaktır.
Ama unutulmasın:
Atatürk düşmanını görevde tutan, yanlış karşısında sessiz kalan, çıkarı için susmayı seçen herkes, bu partiden er ya da geç silinip gidecektir.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi kimsenin mülkü değil, halkın vicdanıdır.
GAZETECİLİK MANİPÜLASYONA ALET
OLAMAZ
Son dönemde BUSKİ’den birçok çalışanın bana ulaştığı, “attığımız bilgileri yazmıyorsunuz” şeklinde yakınmalarını ilettiği doğru.
Bu tür başvurular elbette değerlidir; ancak doğrulanmamış hiçbir iddiayı yazmak benim için mümkün değildir.
Su krizi gibi kritik konularda yanlış bilgi paylaşmak, kamuya zarar verir. Bu yüzden yazmadım, yazmam da.
Bununla birlikte, bazı kaynakların şahsi çıkarları için bilgi aktardığını da gözlemledim.
Özellikle, görevden alınmış bir şube müdürünün aracılığıyla gelen bazı bilgilerin arka planında farklı niyetler bulunduğu açıkça görülüyor.
Erdem Atik isimli kişi, bir dönem “İhsan’ı bitirecek belgeler göndereceğim” diyerek temasa geçip, ardından fikir değiştirerek bu kez “bu gazeteci Saldız ve Demirtaş’ın adamı” ifadelerini kullanmış.
Bu tavır, bir kişinin gerçeği değil, kendi çıkarını merkeze aldığını açıkça gösteriyor.
Bu asılsız iddia, hem mesleki itibarıma hem de kişisel onuruma yönelmiş bilinçli bir manipülasyondur.
Gazetecilik, kimsenin adına gard hazırlamak değil, kamu yararı için gerçeğin peşine düşmektir.
Ben kimsenin adamı değilim, kimsenin maşası değilim.
Bu tür söylemler, karanlık geçmişlerini unutturmak isteyenlerin geliştirdiği ucuz savunma mekanizmalarından ibarettir.
Kimin hangi niyetle bilgi aktardığı, hangi ilişki ağının içinden geldiği ortadadır.
Fakat hiçbir manipülasyon, gerçeklerin üstünü örtmeye yetmez.
Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı, kimlerin hangi çıkar ilişkilerinde yer aldığı elbette araştırılacak, belgelenebildiği ölçüde de yazılacaktır.
Site’me ve instagram sayfama bakarsanız, hiçbir belediyeden, siyasetin hiçbir kolundan reklam almadığımı görebilirsiniz. Ben bu bildiklerimi paraya çevirmek için değil, Bursa da haksızlık karşısında bir ses olabilmek için yazıyorum.
SON SÖZ
Karanlıkta kalmış hiçbir iş, ebediyen gizli kalmaz.
Bugün unutturulmaya çalışılan her yanlış, yarın mutlaka yeniden gündeme gelir.
Gerçeklerden korkanlar, iftiraya sığınır.
Ama ben ne birinin maşası, ne de birinin susturabileceği, kalemim.Ben; Allah’a , Devlete , Yargıya , hesap veririm başka hiçbir unsurdan çekinmem korkmam ,Bursanın bursa halkının ,kamunun yararına olacakları
engelleyen kendine çalışan ,dürüst olmayan çıkar odaklarını da bir bir ifşa etmek derdindeyim.

ne tesadüf ama… nilüferde yollar bitmiyor, sadece yönü degişiyor hep bozbeylerin bagına dogru . halk için belediyecilik dedikleri megerseaile için hizmetmiş demekki rozet bile bazılarına agır gelmiş
Bizde Cenabı Hakkın Partisi diye oy verdik. Eğer doğru ise çok çok yazıklar olsun
ne hikmetse “bal tutan parmağıını yalar ” sözü hiç değişmiyor.Partiler değişiyor, görev alanlar değişiyor, zihniyet değişmiyor.Zannediyorlar ki cümlenin başına “Atatürk ” gelince bu adam öyle şey yapmaz, lakin herkim olursa olsun ahlak sıkıntısı varsa keserde elindeyse yapçek bir şey yok,atı almış bir kere üsküdarıda, bursayı da geçer.
türkiyede Sadece parmak yalamakla kalsalar ; peteği ve sonrada kovanı götürüyorlar